yansımalar, yanılsamalar, gölgeler, suretler...

Tiratlar;

-

Türk sinemasında tirad denince akla gelen ilk isim şüphesiz Sadri Alışık. 1970 yapımı, Mehmet Dinler’in yönettiği Ah Müjgan Ah filmindeki bu Sadri Alışık tiradı ise en bilinen, efsaneleşen tiradların başını çekiyor.

“Sevgimizin bir tanesiydin Müjgan. Saçları sırtına kadar sırma sırma dökülür. Elleri ufacık, gözleri dört defa lacivertti ve de her ne hikmetse o da bana gönüllüydü. Öyle bir sevdim ki Müjgan’ı, dünyamı şaşırdım, haddimi bilemedim, evleniriz gibi geldi bana. Evimiz, yuvamız olur, ışığımız yanar, fakir soframız kurulur gibi geldi. Sahil bahçesinde gazoz içerekten gizli gizli mal-ü hülya kurardık. Sonra da çarşılara giderdik. Eşya beğenirdik elden düşme; aynalı konsolumuz topuzlu karyolamız bile olacaktı. Müjganın her an, her bir daim yanında olacaktım ama olmadı, gitti. Nereye mi? Paraya gitti abicim, paraya.”

 

  • 1- Sana Layık Değilim senaryo, yapım ve yönetmenliğini Osman F. Seden’in üstlendiği 1965 yapımı filmdir. Başrolleri Türkan Şoray ve Sadri Alışık’ın paylaştığı bu filmin Sadri Alışık tiradı ise şüphesiz listeye tepeden girmeye yetecek derecede efsaneleşmiş bir sahne.

“Fakat abi asker ocağında vakit nasıl geçti, ne oldu bilmiyorum. Hatırlarsam ölümü öpeyim yani yaşıyor muyum yaşamıyor muyum, ne oluyor ne bitiyor bilmiyorum abi. Sonra bir üst teğmenimiz vardı, yani sizden iyi olmasın erkek mi erkek yani. Bir gün böyle dalıp gitmişim elimde de Türkan’ın resmi. Üstteğmen geldi, resmi aldı elimden. Böyle baktı baktı. Surat falan bir tuhaf oldu çocuk. Böyle durdu durdu, sonra dedi ki bana; “Oğlum,” dedi “Erkek adam ağlar mı be? Ağlar mı erkek adam?” Ben de tabi, “Üstteğmenim,” dedim. “Ağlar da, sızlar da. Bu ne davadır bilirsin,” dedim. Tabi o çocuk da bir kalp taşıyor yani. Resmi verdi, kendi gitti, benim askerlik de bitti zaten. Tak ben hemen kahveye. “Merhaba, Ekrem nerde?” filan dedim. Herkes kendi dalgasında. Yav Ekrem, yoksa dedim arabaya mı bir şey oldu? Yoksa Ekrem’e mi bir şey oldu? “Valla bir şey yok abi.” dediler. “Yani uğramaz oldu,” dedi kahveci, iyi mi? Baktım pis Ferudun kıs kıs gülüyor. “Ulan sen herşeyi biliyorsun!” dedim yapıştım yakasına. Arkadan birisi “Dur,” dedi elime bir davetiye sıkıştırdı. Oğlumuz Ekrem Gürbüz ile kızımız Türkan Selman’ın bilmem ne tarihinde Kasımpaşa düğün-aile salonunda nişan. Nişan? Birden buğulandı etrafım, hiçbir şey göremez oldum. Sesler, şekiller karıştı. Su serpmişler suratıma. Böyle kahvecinin otomobilin anahtarını uzattığını gördüm “Ekrem bırakıp gitti,” dedi. “Hiçbir şey söylemedi mi?” dedim. Söylememiş, sadece çekmiş gitmiş.”

 

  • 2- Listeye Sadri abimizden devam edelim. Şaka ile Karışık, senaryo ve yönetmenliğini Osman F. Seden’in üstlendiği 1965 yapımı Türk filmidir. Ofsayt Osman karakterini canlandıran Sadri Alışık’ın “Bu da mı gol değil?” tiradı dilimize senelerdir yer etmiş, deyim niteliğinde bir replik.

“Bütün hayatımda ofsayt dediler, işe yaramaz sümsük dediler. Varsın yine desinler dedim. Hayatımda bir kerecik bir şey kazanacak oldum onu da kaybedeyim dedim! Sizler, hepiniz! hepiniz! Hepiniz hakem olun ağabeyler! Yahu bu maç be! Tıpkı bir maç! Ama böyle… hayat sahasında oynanıyor! Oyuncuları bizleriz, topumuz da namusumuz, vicdanımız, insanlığımız. Ben osman. Ofsayt Osman! Söyleyin be! allah rızası için söyleyin be! Gene mi atamadım golü? Ha? Bu da mı gol değil be! Gol mü? Bu da mı gol değil be? Bu da mı gol değil! Adaletine insanlığına kurban olayım hakim bey! Bu da mı gol değil?”

 

  • 4- Bizim Aile, 1975 yapımı Türk filmi. Ergin Orbey’in yönettiği filmde, Münir Özkul, Adile Naşit, Tarık Akan ve Itır Esen baş rollerinde oynamıştır. Gerek tiyatro sahnesinde, gerek sinema perdelerinde oyunculuğuna hayran bıraktıran, tiradlardan konuşulduğunda adı anılmaması ayıp sayılacak Münir Özkul’un efsane tiradına şahit oluruz.

Yaşar usta; “Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, her  şeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmaz. Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören. Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. Hıh. Sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim Bey. Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm, ben, Yaşar usta. Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun? Bir hiç. Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme. Dokunma çocuklarıma. Dokunma oğluma. Dokunma gelinime. Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni. Anlıyor musun? Vururum ve dönüp arkama bakmam bile. “

 

  • 5- Yıkılmayan Adam, Yeşilçam’ın ünlü oyuncusu Cüneyt Arkın’ın başrolde oynadığı 1977 yapımlı bir aksiyon filmidir. Ünlü yönetmen Remzi Aydın Jöntürk’ün yönetmenliğini yaptığı senaryosunu Ali Fuat Kalkan’ın yazdığı yapımcılığını Deniz Kalkavan ve Hasan Baykara’nın üstlendiği bir filmdir. Cüneyt abimize pek yakışan “Topunuzla, tüfeğinizle gelin,” repliğine ek olarak bir sahne vardır ki, takdire şayan.

“Kendini Hiroşima’da bulabilir misin? Özgürlük adına kendini yakan Vietnamlı’nın et kokusunu duyabilir misin? Okullarda vurulan gençlerin kanlı elbiselerini giyebilir misin? Filistin’de ki kurtuluş savaşçısı gerillaların fişeklerini kuşanabilir misin? Beni barış içinde çıkar düşünmeden sevebilir misin? Varsa kafan de bakalım, bu sefaletin hesabını kim verecek? Kim ödeyecek bunca günahı? Bu alın teri denizinde kimler boğulacak?”

 

  • 6- Yönetmenliğini Şerif Gören’in üstlendiği 1986 yapımı Adem ile Havva filminin başrollerinde Tarık Akan, Sibel Turnagöl yer alıyor. Film Sibel Turnagöl’ün “Kadın olmak suç mu?” tiradı ile akıllara kazınanlar arasında.

“Kadın doğmuş olmak suç mu? Erkeklerini kim doğuruyor bu devletin? Biz! Ya siz, zavallı erkekler ne yapıyorsunuz devlete? Atalarımızdan kalan hazineyi harcayıp duruyor, yerine bir şey koymuyorsunuz. Sizin yüzünüzden iflasa doğru gidiyoruz. Var mı buna karşı bir diyeceğin? Kafamı kızdırırsan yersin takunyayı kafana…”

 

  • 7- Garip filmindeki o güzel mahkeme sahnesi… Kemal Sunal’ın eğlenceli filmleri arasına sıkıştırılan mesajlar, sağlam sahneler ve etkileyici tiradlara alışığız. Bu da onlardan bir tanesi.

“Sadece bir çocuğu peydahlamak babası olmaya yetiyorsa söyleyeceğim bir şey yok. Fatoş’u ben kundakta bir bebekken buldum. Hem ana, hem baba oldum ona. Altını temizledim, mamasını yedirdim, bezini yıkadım, dizlerimde yatırıp ninni söyledim, et tırnak olduk onunla. Beraber aç, beraber tok yaşadık. Beraber gülüp, beraber ağladık. Hastalandı, sabahlara dek baş ucunda bekledim. Marifet diye anlatmıyorum. Çocuğunu seven her ana, baba yapar bunları. Ama şimdi suçlu mevkiinde ben değil, yavrusunu sokağa atan, sonra milyonlar kazandığını öğrenince ona sahip çıkan şu adam oturmalıydı Sayın Hakim Bey. Sorarım size, bir çocuğun babası onu peydahlayıp sonra sokağa atan mıdır, yoksa onu canı gibi sevip büyüten, uğruna her şeyi göze alan mıdır?”

 

  • 8- Ertem Eğilmez’den hepimizin çocukluğuna hediye niteliğinde olan, 1976’da çekilen Hababam Sınıfı Uyanıyor filminden, öğretmen Ahmet’in bazen duygulandığımız, çoğunlukla da mizahımıza konu olan efsane tiradını es geçmiyoruz.

“Sana, sana, sana, hepinize be. Rezil, iğrenç yaratıklar. Hiç mi insanlık yok sizde ha? Nedir bunlar ha, nedir? Nasıl yollarsınız bu pislikleri o tertemiz insanlara! Onlar kitap istiyor, kalem istiyor, okul istiyor, okumak istiyor! Onlara yardım elinizi uzatacağınıza, bir de utanmadan, sıkılmadan, alay ediyor, küçük görüyorsunuz. Aslında alay edilecek, küçük görülecek birileri varsa o da sizlersiniz. Hiçbir işe yaramayan, asalak gibi yaşayan sizler! Utanacağınızı bilsem yüzünüze tükürmek isterdim ama, ondan da anlamazsınız ki siz.”
Ahmet’in bu haklı isyanının arkasındayız, net!

 

  • 9- Gelelim yakın tarih tiradlarına. Türk sinema tarihinin unutulmaz sahnelerinin zirvesi niteliğinde bir Haluk Bilginer tiradı. Masumiyet, senaryosunu ve yönetmenliğini Zeki Demirkubuz’un üstlendiği Altın Koza ödüllü 1997 yapımı bir drama filmi. Bekir karakterinin efsaneleşen tiradı Haluk Bilginer’in sesiyle hala kulağımızda.

“… her seferinde yine peşinde buldum kendimi. Bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile… Beni abisiyim diye yutturduk herife. Nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. Bu da akıllanmış görünüyo. Yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişey demiyo. Sinop’ta oluyo bunlar. Ben de döndüm İstanbul’a. Doğumuna yakın, Zagor bi isyana karışıyor gene. Hemen paketleyip Diyarbakır cezaevine postalıyorlar. Çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen Diyarbakır’a, üç gün ortadan kaybol… Herif kafayı yiyo tabii. Dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. Kızın sakatlığı bu yüzden. Sonra çocuğu doğuruyo. Durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca, bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. Çocuğu da alıp vın, Diyarbakır’a, Zagor’un peşine. Allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. Ben o ara İstanbul’da taksiden yolumu buluyorum. Epey bi zaman böyle geçti. Yine her gece rüyalarımda bu. Zagor’un Diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıralar. Bi gece bi büyükle eve geldim. Hepsini içtim. Zurnayım tabi. Bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. Bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, Diyarbakır’a geldik diyo. Baktım, sahiden Diyarbakır’dayım. Bi soruşturma… Kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? Görünce hiç şaşırmadı. Hiç bişey demedik. O gece oturup düşündüm. Oğlum Bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. O gün bugün usul usul yürüyorum işte. ”

 

Ek olarak, yine Masumiyet’ten Uğur’un, Derya Alabora’nın başaralı sahnesini de sıkıştıralım.
Uğur: “Siktir şurdan be! Ceza derler oğlum buna ceza.. Hakim kime kalem kırar düşündün mü hiç? Kimi falakaya yıkarlar? Kimi orospu yapıp, kimi aç öldürürler? Kim gözünü kırpmadan beynine sıkar kurşunu? Koyun gibi kesilmeyi bekleyen şerefsizler mi? Beş paralık düzenleri için hayatlarını peşkeş çeken pezevenkler mi? Söyle lan kim? 20 yıl oldu. Gidilecek yer kalmadı. Söylenecek söz de. İstersen gittiği yere kadar gider. İstemezsen yarın çek git. Bir şey de söyleme.”

 

  • 10- Ve tabi, Masumiyet’in aynı babadan olma kardeşi, Kader filminin unutulmaz son sahnesinden de bahsedeceğiz.. Zeki Demirkubuz’un 2006’da yayıma sunduğu filmi “Kader” Vildan Atasever, Ufuk Bayraktar, Engin Akyürek gibi isimlerin dahil olduğu bir kadroya sahip. Altın Portakal, Altın Lale gibi ödüllerle Türk sinemasında unutulmaz bir dram filmi. En çarpıcı yanı ise bizce –ve eminiz ki çoğunluk içinde öyle- akıllara kazınmış, dillere pelesenk olmuş final sahnesi. Ufuk Bayraktar’ın dilinden başarılı bir tirad örneği.

“Sen de anla artık başka yolu yok bunun. Yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların ya, her şeye hazırım diyorum sana. De ki iyilik ediyorsun, de ki sevap işliyorsun, herkesin inandığı bir şey vardır bu amına koyduğumun hayatında. Benimkisi de sensin, ne yapıyim! Geçen gece çocuk hastaydı. İlacı bitmiş, almak için dışarı çıktım. Sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz. Birden durup dururken içim cız etti. Bi baktım gene aynı karın ağrısı. Öyle özlemişim ki seni. Dönerken bir meyhane gördüm. Bi tek içeri girdiğimi hatırlıyorum, bi de rakıya yumulduğumu. Arkasından en az dört cigaralık. Sonra gözümü bi açtım, karşıdan karlı dağlar geçiyor. Bi daha açtım, başımda bi çocuk; “Kalk abi” diyor “Kars’a geldik”. Otobüsten indim, yürümeye başladım. Dedim: “Allahım nerdeyim ben, burası neresi?” Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm. Dedim, “Bekir, bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü, bu sefer de geçersen bi daha geri dönemezsin.” “İyi düşün” dedim. Düşündüm, düşündüm, ama olmadı, dönemedim. Sonra “Bak oğlum,” dedim kendi kendime. “Yolu yok, çekeceksin, isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle. Yol belli, eğ başını, uslu uslu yürü şimdi.”

 

  • 11- Senaryosunu ve yönetmenliğini Tolga Karaçelik’in yaptığı, 2015 yapımı Sarmaşık filmi, başrolündeki Nadir Sarıbacak’ın üst düzey performansıyla başarısını ikiye katlayan bir yapıt. Filmin geneli bir metafor yağmuru diyebiliriz. Altın Portakal’dan dört ödülle dönen filmin eşsiz tiradı da tabi ki listenin en iyilerinden.

“A: Göze noldu abi senin?
C:Karıştı işler
A:Vaaay.Karıştı işler.
C:Kapı çarptı.
A:Harbiden noldu?
C:İş kazası.
A:Gemide mi oldu?
C:En son çalıştığım yerde oldu. Bedaşta çalışıyodum ben. Daha doğrusu bizim Mecit var arkadaş o çalışıyodu Bedaş’ta, sonra attılar onu. O da çıkarken ordan iki tane Bedaş üniforması indirdi.Biz hacı böyle sabah kalkıyoduk giyiyoduk üniformaları böyle kafamıza göre Armutlu, Beylikdüzü takılıyoduk. Kaçak hat arıyoduk. Bizim Mecit anlıyo bu işlerden. Buluyoduk kaçak hattı. Çalıyoduk kapıyı. Keseceğiz elektriğinizi falan. Genelde evin hanımı oluyodu evde. Yedi yıl hapis diyodum ben. Kötü polis misali. Böyle alevlendiriyoduk ortalığı. Yaptığınız ayıp işte siz milletin parasını çalıyosunuz. Esiyoduk, gürlüyoduk.
A:Kadının dizlerinin bağı çözülüyo yani?
C:Hangi kadının??
C:Ha o kadının, tabi canım. Bıraksan ağlıcaklar yani. Mühürlüyoruz falan diyodum ben. İşte köşeye geçiyodum, işlemleri başlatıyorum falan diye, böyle köşeye geçip bişeyler yazıyomuş gibi falan yapıyodum. Cart curt falan. Sonra Mecit kadınla içeri geçiyo hatlara bakıyo. Puşt anlıyo ya kaçaktan, böyle bakıyo pezevenk. Kadın benim ne kadar nemrut olduğumu bildiği için Mecit’e ağlıyo tabi ama ben hırs yapmışım amcaoğlu. Ha babam yazıyorum. Ne yazıyosam aminakoyim. Ondan sonra mecit kadını işlemeye başlıyo. Diyo, abla diyo, bizimki dürüsttür diyo, yani size yazık oldu diyo, yani siz diyo, böyle diyo, yedi yıl hapis falan yazık diyo yani. Öküzdü, inekti, şarlon şurlar bişeyler anlatıyo. Kadın diyo yok mu bunun bi çaresi? Dediği anda hacı işte o anda film başlıyo.
A:Vaaay.Kadın hazır tabi herşeyi yapmaya. Vay çakallar.
C:Noldu lan? Heyecanlandın mı küçük sincap? Porno mu lan bu kadın herşeye hazır. Kadın anlatıyo işte, yani kocam gelicek diyo, iki saat sonra diyo, bişey yapamaz mıyız diyo, yani diyo, bi çaresi yok mu bunun diyo. Mecit diyo, yapamayız abla diyo, yani biz bu cezayı kestikten sonra diyo, bizim başımız yanar diyo.
A:Çok pis numaraymış baba bu ya.
C:Öyle. Sonra bi benim yanıma geliyo, bi kadının yanına gidiyo arada müzakerelere başlıyo Mecit. Sonra geliyo beni ikna etmeye çalışıyo. Bende öyle yalandan kızıyorum filan sonra beni ikna ediyo, kadının yanına gidiyo. Abla diyo, senin yanında ne kadar var diyo.
A:Harbiden yiyolar mı ya?
C:Tabi baba. Yani altınını verenler TV, Ulan bi kere televizyonla çıktık evden aminakoyim rezillik yani.
A:Hırsızlık baba resmen ya.
C:Hacı sonuçta onlarda çalıyo yani. Biz, sen Yenibosna’da olucaktın, Yenibosna’da bi fabrikadar money brother money gani gani money yani.
A:İyiymiş. Peki göz?
C:Göz, en son gittiğimiz evdeki adam BEDAŞ çalışanı çıktı.
A:Ohohooho. Benzetti tabi seni?
C:Benzetmek ne kelime abi, bütün mahalleli dayak attı aminakoyim ya. Böyle nasıl vuruyolar yüzüme biliyon mu tekmeyi? Böyle cakkıdı cakkıdı indiriyolar suratıma. Ulan insan insanın yüzüne tekme vurur mu lan? Ttavuk muyum ben? Öldürecek misiniz? Kibarlık yok, zerafet yok ibnelerde, vahşiler be. Vuruyolar amınakoyim. Ama biticekti zaten bu iş bi yerde yani. Yani polis molis işin içine girmeden dedim ben ortalıktan kaybolıyım, işte buraya geldim.
A:Vay be. Ne hikayeymiş be abi.
C:Sen hikaye iste birader, ben sana hikaye yazarım yani. Bak dinle.
Bitiyorum bu parçaya. Bak. Tıss.
Tıss. Alttan giriyor bak.
Tıss.
Tıss.”

Ek olarak, Nadir Sarıbacak’ın Beş Kardeş dizisindeki, Hamlet tiradı;

Nadir Sarıbacak’ın Şubat dizisindeki tiradı;

 

  • 12- 2012 yapımı, bir Zeki Demirkubuz filmi olan ve Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı hikâyesinden esinlenerek yaratılan “Yeraltı” filminin başrolünde Engin Günaydın’ı izliyoruz ve muhteşem tiradına tanıklık ediyoruz.

“Sevgili Generalim Cevdet Bey! Pardon, Cevat Bey ve kadirşinas yalakaları! Şunu iyi bilin ki; gösteriş budalası insanlardan, gösterişli laflardan, gösterişin kendisinden hiç hoşlanmam! Bu, bir… Kibirden, kendini beğenmişlikten, “Bütün bu dağları ben yarattım” havalarından, süslü kişiliklerden nefret ederim! Bu, iki… Yalakalardan, yalakalıktan, yalakaca edilmiş laflardan ve davranışlardan da nefret ederim! Bu, üç… Dördüncüsü… Gerçeği, içtenliği ve samimiyeti çok severim. Ve Dostoyevski’nin dediği gibi; gerçeğin, her şeyin üstünde, zavallı egoların bile üstünde tutulmasını isterim. Arkadaşlığın, karşılıklı, açık sözlü ve yalansız olanı için canımı veririm! Evet buna bayılırım Sayın Generalim! Arkadaşlık, hassaslık ve incelik isteyen bir iştir; öyle kabalığa, özensizliğe, alaycılığa gelmez! Daha ne söyleyecektim… Neyse, niye uzatıyorum ki? Yine de şerefinize Sayın Generalim! Güle güle gidin İstanbul’a. O kahpe Bizans’ı bizim için fethedin! Oradan da sürün atınızı batıya, Viyana’ya. Nobel’di, Oscar’dı ne bulursanız getirin Ankara’ya! Şerefinize Sayın Generalim! Şerefinize!

13- Ali’nin Sekiz Günü, Cemal Şan’ın yazdığı ve yönettiği, Serdar Orçin’in başrolünde oynadığı 2009 yapımı bir Türk drama filmi. 8 Mayıs 2009’da Türkiye genelinde ülke genelinde gösterime giren film 20. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde gösterildi. Süleyman Atanısev’in başarılı tiradı ise şu şekilde;

“Hayat neden bu kadar zalim? İnsanlar.. İnsanlar neden bu kadar zalim? Yaşamak neden bu kadar zor ve bu kadar güzel, ve vazgeçilmez? Peki insanların birbirlerini anlamamak için bu büyük çabası neden? Karım, karım bana çok kızıyor. Ona istediği gibi bir hayat sunamadığım için. İstediği gibi bir adam olamadığım için. Çocuklarımda bana kızıyor. Onlara elbise, bilgisayar, ayakkabı alamadığım için. Patronum sürekli alaycı bakışlarla beni izleyerek, ne kadar işe yaramaz bir adam olduğumu bana hatırlatıyor. O da bana çok kızıyor. Çünkü ona çok para kazandıramadığım için. Dostlarım arkadaşlarım akrabalarım beni adam yerine koymuyorlar. Onlar da bana kızıyor, onların istediği gibi bir adam olmadığım için. Onları yemeğe götürmediğim için, onlara borç vermediğim için, onlara ayak bağı olmadığım için. Devlet, devlette bana kızıyor. Daha çok vergi veremediğim için. Arada bir, “Ne oluyor?” diye sorduğum için. Yanlış partiye oy verdiğim için. Biliyor musun? Her tarafım kanıyor, acılar içindeyim. Çürüyorum. Onların istediği gibi bir adam olmak istiyorum, ama beceremiyorum. Dostlarıma, akrabalarıma, patronuma, karıma, çocuklarıma “Üzgünüm,” diyorum. “Sizin istediğiniz gibi bir adam olamadığım için üzgünüm,” diyorum, duymuyorlar. Dertlerimi anlatıyorum, dinlemiyorlar. Ben, ben. “Bana yardım edin,” diyorum kaçıyorlar. “Gelin biraz konuşalım,” diyorum masayı terk ediyorlar. “Ölüyorum ben,” diyorum, “Ne zaman ölüceksin?” diye soruyorlar. Lütfen bana söyler misiniz ne oldu? Bize ne oldu? Eskiden böyle değildi şimdi ne oldu? Neden insanların artık bir takım duygulara ve düşüncelere prim verecek zamanı yok? Neden bu kadar hızla koşuyorlar? Neden bir an bile olup insanın evrenin anlamı üzerine düşünmüyorlar? Ben acılarımı, sıkıntılarımı, kederlerimi onlara anlatırken neden beni dinlemiyorlar? Benim bu düşlerim, arzularım, hayata dair bu imdat çığlığım neden onlara samimi gelmiyor? Neden? Neden? Neden söyle bana? Ne olur bana yardım et. Yardım et bana.. Lütfen.. Lütfen.. Neden beni bu halimle kabul edip aralarına almıyorlar? Neden beni sevmeleri için sürekli inanmadığım halde onların ilgisini çekip onlarla konuşmak zorundayım? Neden egom olmak zorunda? Neden onların arasında bencil olmak durumundayım? neden var olabilmek için rekabet etmek zorundayım? Lütfen, lütfen bana yardım et. Bana hayatta yaşamanın sırrını söyle. Bak biliyorsan eğer, bana o yolu göster, lütfen. Çünkü ben artık yalnız yaşamak istemiyorum. Bana hayatta yaşayabilmem için güç ver. Neden ben hayatta yaşamayı beceremiyorum? Lütfen bana yardım et, lütfen. Özür dilerim, özür dilerim. Beni bağışlayın, kendi derdimle sizi üzdüm. İstediğim belki de, “bizden olmayan” iradesinin bir nebze olsa kırılabilmesi ve değer yargılarımızın kimlik ve kültür üzerinden değil, insan üzerinden olmasına dikkat çekmektir.”

 

  • 14- Sırada Serdar Akar imzalı, sınır zorlayan sahneleriyle aklımıza kazınan, 2007 yılı yapımı “Barda” filmi ve Nejat İşler’in başarılı tiradı.

“Ama sen beni hiç anlamamışın ki güzelim. Ben bu bara niye gecenin köründe geliyom, ha? Çünkü başka zaman gelsem kapının önündeki hıyar beni içeri almaz da ondan. Neden almaz? Şeklimi beğenmez almaz, hareketlerimi beğenmez almaz, konuşmamı beğenmez almaz. “Egzozcu bu,” der, siktiri çeker. Farzı misal, içeri girdik diyelim. O zaman ne olucak? Sizin yaptığınız gibi, sizin baktığınız gibi, benden öküz, öküzler bana dik dik bakar. Bu hayvanda nereden çıktı, ne güzel eğleniyoduk, ne güzel dalgamıza bakıyoduk, ne güzel oturuyoduk demezler mi? Derler. Demediniz mi lan! Dediniz.”

 

  • 15- Bir diğer Serdar Akar imzalı filmimiz Gemide, bir dram filmi. 1998 yılında gösterime girmiştir. Filmin müziklerinin besteleri Uğur Yücel tarafından hazırlanmıştır. Laleli’de Bir Azize filmi ise Gemide’nin devamı niteliğindedir. Film, Azize: Bir Laleli Hikâyesi adıyla da bilinmektedir. Filmin genelinde Erkan Can’ın usta oyunculuğuna ve bu küfür kıyamet tiradını izliyoruz.

“Sen öyle san. Pezevengi öldür, bir; cinayet. Kızı al, iki; adam kaçırma. Kızı en az iki kişi sik, üç; ırza tecavüz. Her gece esrara takıl, nerden baksan dört; içicilik. Heriflerin ceplerinden paralarını al, beş, gasp. Bütün bu bokları yedikten sonra polislerin suratına bakıp, “Kusura bakmayın abi kaza oldu,” diyemezsin. Adamın götünden kan alırlar Kamil, kan! Hadi kız orospu, ki bu ibneler bakireydi diyorlar, bakire kız nasıl orospu olur, ben anlamadım gitti. Off, her şey karışık. Neyse, karı orospu, siktik. Herif pezevenk, öldürdük. Paralarını aldık. Demezler mi, “Ulan bi siz misiniz kentin zaptiyesi?” Sikerler oğlum, hepimizi sikerler. Amına kodumun boksörü, neler açtı başımıza.
-Peki ne yapacağız kaptan?
Birinci seçenek öldürmek, o da çare değil. Pezevengin arkadaşları gördü bizi, iş kapanmaz ki. Ömür boyu karıyı burda tutalım desem olmaz, eninde sonunda kaçar orospu. Açılalım Karadeniz’e, bırakalım karıyı köstenceye desek o da garanti değil, ya bu pezevenklerden birine vurgunsa? Ya o gavur ellerinde bizi yakalatırsa? İşte o zaman boku yeriz oğlum. Hem şirkette var, babamızın gemisi değil ya. En son ihtimal gidip teslim olmak ama karı her şeyi okur. Bitek ben yansam neyse, hepimizi yakar bu karı. Off of.”

 

  • 16- Yine bir Serdar Akar filmi, yine Erkan Can tiradı diyoruz. Dar Alanda Kısa Paslaşmalar 2000 yapımı bir dram filmi. Serdar Akar’ın kendi çocukluğundan, büyüdüğü yerden ve anılarından izler taşıyan bu film, Erkan Can-Savaş Dinçel ortaklığı bu tiradla en sevdiklerimizden listede.

“-Niye böyle oldu be abi? Ben çok sevmiştim be abi. O kadar mektup yolladım, insan bir cevap yazar.
-Bak koçum, belli olmuyor ama benim bir kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer. Hıh! Bizim olanlar yada olmayanlar hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyo, hepsi kalır. Ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün, sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler, ama öyle değil. Ne kadar acı çekersen çek, şunu hiç unutma, çizilicek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer. Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıyan kazıya yada resmi olurlar senin gibi kazına kazına.
-Beni çok derin kazıdılar abi, ama altından sarı yeşil çıktı. Sen demiştin ya abi, hani sonbaharda, dağlarda, camların arasından görünen, yaprakları sararan çınar ağaçlarına bakıp, işte bizim takım demiştin, işte bizim takım o abi.
-Evet, bizim takım. Hep yeşil kalan çamlar ve hep sararan çınarlar. Hayatta torba, yeşil kalmak da var sararmak da. Dağın rengi bulunur, dağın rengi! Neyse, Serkan senin takım arkadaşın, Nurten de artık ya yengen, ya bacın. O artık yok. Belki de hiç yoktu. Hadi, sil gözlerini, bu kadar diyet yeter.
-Evet abi. O artık yenge, ben de kaleci. Kaleci, Torba Suat.

 

  • 17- “A ay” Reha Erdem’in ilk, Münir Özkul’un son filmidir. 1998 yapımı olan, edebi yönü de baskın olan bu filmde, Münir Özkul’un eşsiz, İtalyanca tiradını görürüz. Sahnedeki tiradın tam hal ise şöyle;

“Sonra her şey birdenbire çirkin, birdenbire çirkin,
birdenbire çirkindi
bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü
eller bir soğuk el resmine girip dondular
ay çürüdü
her şey bir hizada kaldı, bütün eşyaları kaldırdılar
o kaldı
bir o kaldı: gelişen korku.
yani kutsal kitaplardaki değil ve çağdaş felsefedeki
seçkin bir dili abartırken ki görkemli
bir korku değil
değil de, ne Romalı bir köleninki
ne engizisyon mahkemelerindeki, ne de
barışsever bir Yahudi’nin
avlanırken duyduğu
bir korku da değil bu
ve bütün insan avlarında duyulan
konuşmaya ya da telaşlanmaya
hiç mi hiç vakit bırakmadan
tüyler, anılar bir daha yaşasın, bırakmadan
kocaman bir “vur!” sesi
var ya
o bile değil.
gelişen bir korku bu yalnız
umudu, umutsuzluğu
bir anlama getiren
anlamsız bir soy olma korkusu.”

Edip Cansever, Tragedyalar V, Yerçekimli Karanfil,

 

Ek olarak; Haldun Taner’in ” Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ( 1970 ) ” isimli muhteşem oyununun kapanış tiradı. Münir Özkul bu oyundaki performansıyla tiyatroda yılın erkek oyuncusu ödülünü kazanmıştır.

 

 

  • 18- Güneşin Oğlu, Onur Ünlü’ nün yazdığı ve yönettiği, Haluk Bilginer’in de başrolüne boy gösterdiği, fantastik temalarıyla, kendine has kurgusuyla başarılı bir film. Tabi, Haluk Bilginer’ in “Konuşma” şiirini seslendirdiği bir tiradı var ki, tadından yenmez.

“Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten
İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.”

Ülkü Tamer

 

  • 19- Tabi, listede gözlerinizin bir Nuri Bilge Ceylan aradığını biliyoruz. Nur Bilge Ceylan’ın senaryosunu eşi Ebru Ceylan ve Akın Aksu’yla birlikte yazdığı, 2018 çıkışlı, Dünya prömiyeri Cannes’ ta yapılan Ahlat Ağacı’ndan, Serkan Keskin’in başarılı tiradına bakalım.

“O mektuba kötü demiyorum tabi yanlış anlama. Taşranın derinliğinden merkeze ulaşmayı başarmış ateşli bir çığlık olduğunu da kabul ediyorum. Ama gene de onu midemi bulandıracak kadar duygusal ve haddinden fazla romantik bulduğumu da söylemeden geçmem mümkün değil kusura bakma. Yanıma gelmenden kısa süre sonra senin de iflah olmaz bir romantik ve epeyce saplantılı bir genç olduğunu anlamadım sanma. Ama yine de… Ama yine de… Gördüğün gibi… Ama yine de gördüğün gibi kalkıp gitmedim. Seni başımdan savmadım. İçindekileri ortaya dökmeni bekledim. İğnelemelerine, dokundurmalarına efendice, sabırla cevap verdim. Ama artık müsaade et de evime gideyim ya. Ha, olur mu? Evime gideyim de böyle inleyerek ayaklarımı tuzlu suya falan sokayım. Niye biliyor musun? Niye biliyor musun? Çünkü son yarım saattir varlığımı üzerime dayatan tek bir gerçek var, o da ne biliyor musun? Bacaklarımı lime lime doğrayan müzmin bir sızıyla, boynumda başlayıp yukarı tırmanan ve şiddetli bir baş ağrısına dönüşmek için fırsat kollayan sinsi bir tutulmadan başka da hiçbir şey değil ha! Öyle olduğunda ne oluyor biliyor musun genç dostum? Edebiyatın merkeziymiş, taşrasıymış, kalemin kağıda değdiği yermiş, şuymuş, buymuş hiç ama hiç umrumda olmuyor. İşte sizin toy kafanızın anlayamadığı şey de bu! Hayatta sadece tek bir gerçek yok. Edebiyatmış, başarıymış al hepsi senin olsun. Tepe tepe kullan. Şu an da Nobel verseler gidip almam. Bilmem anlatabildim mi? Onun için genç dostum, bana müsaade.”

 

  • 20- Eşkıya, başrollerini Şener Şen ve Uğur Yücel’in paylaştığı 1996 yapımı sinema filmi. Yavuz Turgul’un yönettiği ve senaryosunu yazdığı Eşkıya, Şener Şen’in usta oyunculuğu ve unutulmaz tiradıyla efsaneleşen bir yapım.

“Beni hapiste vurdular Keje, ölmedim. Hastalandım bi’ ciğerimi orada bıraktım gene ölmedim. Çok dövdüler beni kan kustum ama ölmedim. Yaşadım… Seni bir kez daha görebilmek için yaşadım. Şimdi bana dediler ki, kimse sesini duyamıyormuş, susmuşsun. Benimle de konuşmayacak mısın Keje? Sesini duyamayacak mıyım?

Ek olarak, Kamran Usluer’den;

“Demek sen benim yaptıklarıma ihanet diyorsun ha? İyi, peki öyle olsun. Peki şimdi ben sana şöyle desem; ben bunları yaptım, çünkü aşıktım ben, yani vurulmuştum, ölüyordum aşkımdan. Bunun üzerine kim bana ne diyebilir ha? İhanet mi? Aşkım için yaptım ulan! Ahlaksızlık mı? Evet yaptım. Ben en yakın arkadaşımı seni, jandarmaya ihbar etmiş adamım. Sen yapabilir miydin benim yaptığımı? Ha? En sevgili arkadaşına ihanet edebilir miydin? Onu jandarmaya ihbar edebilir miydin? Arkadaşının altınlarını çalabilir miydin? O altınlarla arkadaşının sevdiği kadını anasından babasından satın alabilir miydin? Arkadaşını ölüme gönderebilir miydin? Ama ben yaptım. Aşkım için ulan!… Şimdi söyle bana; hangimizin aşkı Keje’ye daha büyük ha? Hangimizin? Hangimiz Keje için böyle büyük bir günaha girmeyi göze alabildik? Ben bu aşk için cehennemde yanmaya hazırım. Ya sen?”

 

  • 21- Başrollerinde Şener Şen, Meltem Cumbul ve Timuçin Esen’in oynadığı, yönetmenliğini Yavuz Turgul’un yaptığı 2005 yapımı sinema filmi Gönül Yarası, Film Akademi Ödülleri’nde de ‘En İyi Yabancı Film’ dalında Türkiye’yi temsil etmişti. Filmde Timuçin Esen’in göz dolduran oyunculuğu, Meltem Cumbul’un başarısının yanı sıra, bizde iz bırakan Şener Şen tiradı epey güzel.

“Ben, ben bütün bunları niye yaptım hala bilmiyorum. Niye kendimi bu yalnızlığa mahkum ettim? Niye ailemin beni terk etmesini engelleyemedim? Niye hayatımı boş hayaller için mahvettim? Bilmiyorum, bilmiyorum. Üstelik sonunda eline geçen ne biliyor musun? Koskoca bir hiç. Sadece üç beş öğrenci mektubu ve içinden çıkan fotoğraflar. İşin en acıklı yanı da şu kızım, bir daha dünyaya gelsem yine aynı yollardan yürüyeceğimi biliyorum. Demek ki yaşanan onca hayal kırıklığı, sürgünler, fişlenme, sorgular bana bir şey öğretememiş. Tuhaf bir durum. Acı çekmeye gönüllü olmak. Ruhunu o işten alamamak. Bu bana hem keder verdi hem mutluluk. Acını katmerleştirmemek için artık sana da görünmeyeceğim kızım. Beni affet demiyorum, evlat sahibi olamamak korkunç bir şey. Kendi ideallerinin bedelini sana ödetmem affedilmez yavrum. Hepimiz hayallerimizin kurbanıyız. Benim adım niye Nazım? Senin adın Piraye, abin Mehmet. Niye?”

 

Bonus’lar;

Babam ve Oğlum;

 

Sis ve Gece;

 

Masum;

 

Küf;

 

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı;

 

Sen Aydınlatırsın Geceyi;

 

Limonata;

 

Zengin Mutfağı;

İsmet Ay tiradı;

Paylaş

Son Yazılar

POPÜLER KATEGORİLER

Önceki İçerikAhfâ
Sonraki İçerikGözlerin de çok durmadı;

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here