yansımalar, yanılsamalar, gölgeler, suretler...

Sermet Yeşil Üzerine;

-

1977’de Eskişehir’de hayata gözlerini açmış, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı mezunu, dahil olduğu güzel işler ve gerek tiyatro sahnesi olsun, gerek televizyon veya sinema perdeleri olsun, üstlendiği her rolünü bize ustaca aktaran Sermet Yeşil, izlemeden, tanımadan geçmemek gerek dediğimiz isimlerden.  Eskişehir’de kardeşi Serhat Yeşil ile işlettikleri 78 Coffee’yi de önermeden geçmeyelim. Güzel kahveleri ve sade yapısıyla insanı çeken, sıcacık bir mekân.

Kariyerine ve yer aldığı yapımlara gelecek olursak, şuan “Akıncı” dizisinde izlediğimiz Yeşil’in en sevilen işlerinden biri olan, Türk Televizyon tarihinde iyi bir yere sahip, senaryosunu Funda Alp’in, yönetmenliğini Onur Ünlü’nün üstlendiği Şubat dizisi ile başlayalım. Yapım şirketi Eflatun film olan ve 14 Eylül 2012’de yayına başlayan dizi, 30 Mayıs 2013’te yayına veda etmişti. Seyirciye yeraltındaki dehlizlerin kapılarını açan, İstanbul’un görünmeyen yüzüne ışık tutan Şubat, fantastik yapısıyla da Türk Televizyonu için oldukça sıra dışı, kendine has bir kurguyla ekrandaydı.

Romeo ve Juliet’ten, “Yarayla alay eder yaralanmamış olan,” sloganıyla başlayan dizi, her bölümün başına yerleştirilen kuvvetli monologlarıyla da derin, ilgi çekici bir hikâyeye sahip. Dizinin en kuvvetli yönü ise tartışılmaz, parlayan oyuncu kadrosu. Başrol oyuncularının yanı sıra yardımcı oyuncuların başarısı dizinin her dakikasında kendini hissettiriyor. Delisiyle, Dublesiyle, Terzisiyle, Santosuyla, Leyyaliyle, Baytarıyla, Çimeniyle, Geliniyle, Sabahıyla, Samim Akça’sıyla, Adam’ıyla, Aziz Bey’iyle, Gülüm’üyle, Komiserim Komutanımıyla…

Gelelim dizinin Deli İbrahim’ine… Dizinin tamamında izleyiciye iyi-kötü kavramını sorgulatan, derinliğiyle incelenmesi gereken, “mantar olmayan” birçok karakter mevcut ve onlardan biri de, “Deli İbrahim.” Sermet Yeşil’in can verdiği ve başarısıyla parlattığı bu karakter, kendine has bir adalet kavramı olan, yaptıkları “yamuk” işlerle geçim sağlayan ve “pastörize” üst tabaka insanlara başkaldıran bir tayfanın lideri. Adını Osmanlı Padişahlarından biri olan, geçirdiği sinir krizleri nedeniyle de “deli” lakabını alan Sultan İbrahim’den alıyor. Dizinin başında kabullenmesi ve sindirmesi de pekâlâ zor olan İbrahim’i zaman gittikçe anlamaya, sevmeye ve hatta hak vermeye başlıyorsunuz. Kardeşi Duble’ye olan merhametiyle, Tayfasına duyduğu bağlılıkla, Elem’e olan çocuksu aşkıyla… İbrahim’in gönlünü put sanıp da kıran, Duble’nin içinde kendine düşman bir ben daha yaratan, ortak yaraları ise babaları. Duble’de kişilik bozukluğuna ve içindeki çatışmalara, İbrahim’de ise şiddete eğilime, kişisel hırslara neden olan, açık bir yara.

İbrahim tüm bu kötü, acımasız duran yapısının altında büyümeyi kabul etmeyen bir çocuğu taşıyor aslında. Deliliği öfkesinden, acısından, tüm bu sevgisiz düzene karşı göklere çektiği isyan bayrağından. Oturduğu tahtıyla, konserveden içtiği kırmızısıyla, “Volta!” diye bağırışıyla, şaşırdığı, korktuğu, üzüldüğü zaman gördüğümüz o çocuk tepkileriyle, her şeyi ile yalın, perdesiz ve tüm toplum normlarından bağımsız bir karakter izliyoruz. Kocaman kürküyle etrafta salınırken, her eyleminin altında kendi bölgesini, kardeşini ve tayfasını koruma güdüsü var.

Deli İbrahim hakkında söylenecek, yazılacak çok daha fazla şey olduğu kesin, ama biz çok da fazla uzatmayalım. Sermet Yeşil’i keyifle izlediğimiz ve usta oyunculuğuna, bize yaşattığı yoğun duygulara minnettar olduğumuzu söylemek lazım. İyi ki Deli İbrahim’e hayat vermiş ve bize de seneler sonra bile heyecanla konuşabildiğimiz böyle ince bir hikâye bırakmış.

Ve, Kosmos.

Kosmos, 2009 yapımı, yönetmenliği ve senaristliğini Reha Erdem’in üstlendiği film. Altın Çapa, Altın Portakal gibi birçok ödülle taçlanan bu yapımın oyuncu kadrosu oldukça kuvvetli. Kosmos veya Battal diyebileceğimiz başrolü Sermet Yeşil üstlenirken, Neptün’ü Türkü Turan canlandırıyor. Yardımcı oyuncu kadrosunda ise Serkan Keskin, Nadir Sarıbacak gibi ünlü, başarılı isimler var. Yüzünü belki de ilk defa gördüğümüz diğer oyuncuların da oldukça kuvvetli bir iş çıkardığını söylemek mümkün. Aşırıya kaçan, göze batan, iğreti bir oyunculuk barındırmıyor içinde. Filmin konusu genel itibariyle Kosmos’u ve onun delilik ile deha arasında yürüdüğü çizgiyi ele alıyor.
Kosmos’un ölen bir çocuğu yeniden hayata döndürmesiyle perde açılıyor. İnsanüstü güçleri olan, hastalıkları iyileştirebilen, gizemli ve efsunlu bir yabancının, karların arasından köye gelişi. Kosmos bu şifacılık ile başta köy ahalisinin kabulünü kazansa da, bu kabullenme hali filmin akışıyla beraber yerini korkuya bırakıyor.

Filmde mistik öğeler oldukça ağır ve Kosmos karakteri üzerinden tasavvufi bir inanç veriliyor. Diğer yandan Şamanizm’le de tasarlanan, Reha Erdem’in, “Bir çeşit süper kahraman,” olarak anlattığı bir karakter Kosmos. Film boyunca Kosmos’un yemek yediği, uyuduğu gibi sahnelere asla denk gelmememiz de bunla bağlantılı bir detay. Çekim oldukça kasvetli ve içe dönük özellikte. Kar havası, koyu gökyüzü ve karanlık sokaklar. Filmde bolca gölge oyununun yanı sıra, görüntünün arkasında sürekli dönen mekanik sesler duyuyoruz. Telsiz frekansları, radyolarda dönen evrensel müzikler ve bolca çığlık. Kosmos’un Neptün’le arasındaki iletişim çığlıklar, haykırışlar üzerine kurulu. Bu çığlıklar ve sonrasında aralarında gelişen diyaloğun bize veriliş biçimi ise, hayvan-insan arasındaki bağın dolaylı bir anlatımı. İnsanın özü, içindeki taşra ve vahşi tutum filmin tamamında oldukça net işleniyor. Kosmos’un çıkardığı sesler, hareketleri, düzenin tamamen dışında sürdürdüğü aykırı yaşam şekli ve iletişim modeli bunun örnekleri. Hayvanlarla özdeşleştirilen bu yaşam şekli ve tavırlarıyla bana Diyojen’i andıran, Türk sinemasının en aykırı ve bağımsız karakterlerinden biri Kosmos.

Filmin başındaki kahvehane sahnesinde, kuvvetle vurgulanan adalet kavramına değiniliyor. “İyi de, kötü de aynı şeyi yaşıyor,” diyaloğunun alt metini Dünya’da süregelen adaletsiz tutuma kocaman bir gönderme niteliğinde. Filmin uzun diyaloglarının neredeyse hepsinin aktarıldığı bu kahvehane sahnelerinde işlenen birçok kavram var. Günümüz yaşantısındaki emek kavramının sömürüsü ise, Kosmos’un “Ben çalışmaya çoktan yüz çevirdim,” diyerek bu sömürüyü reddedişi ile eleştiriliyor. Bu sistemi reddeden Kosmos’un şehirdeki faaliyeti hırsızlık ama Kosmos bu parayı kendisi için harcamıyor ve karşılaştığı zor durumda olan insanlara yardım ediyor. Bu insanların gittikçe daha kötü bir hale sürüklenmeleri ise çok ince işlenmiş, güzel bir detay. Filmdeki politik sınır meseleleri oldukça ön planda işleniyor. Buradaki sınır metaforunun, insanların arasındaki sınıra da işaret ettiğini düşünebiliriz zira insanların yabancıdan, farklıdan korkmaları, bilmediklerine karşı çektikleri kalın sınırlar epey göz önünde. Diğer yandan çevrenin tamamında süregelen bir askeri yoğunluk, süregelen bir kaos hali hakim. Bu kaosun yarattığı zıt kutupları ve bu kutupların kahvehanede yaptıkları artarda propagandaları da görüyoruz.  Tüm bu kaos hali ise, köy halkından sürekli duyduğumuz, “Burada kötü şeyler olmaz,” distopyasıyla yaratılan akıllıca bir çelişki.

Filmin en vurucu sahnelerinden biri ise şüphesiz Kosmos ve Neptün’ün birbirlerini ilkel, hayvani güdülerle kokladıkları, ayaklarına oje sürüp, adeta uçtukları o sahne. Sermet Yeşil ve Türkü Turan’ın oyunculuklarının zirveye çıktığı, coşku dolu, bambaşka bir sevgi örneği. Buradaki bu ilkel, hayvani güdüler ile kurulan bağ fikrini altmış dördüncü dakikada Kosmos’un,  öğretmenin evine gittiği sahnede aralarında geçen diyalogda da görüyoruz.

“Vücudunuzun isteği ruhunuzun da isteği değil mi?”

“Değil! Senin dediğini hayvanlar yapıyor. Nerede kaldı insanın farkı?”

“Bir farkı yok ki.”

Film hakkında ele alınacak, incelenecek çok daha fazla detay var elbette. Topal kadının çok iyi işlenen dilsiz çaresizliği, çok kuvvetli, insana tokat eden o mezbaha sahneleri… Son olarak ise, öfke dolu, her fırsatta Kosmos’a zarar verme eylemleriyle hatırladığımız erkek çocuğunun talihsiz ölümünü izliyoruz. Şifacı olarak kabul gördüğü halk tarafından katil sıfatıyla dışlanan Kosmos’u ve hayatın içindeki en zıt uçların bile birbirine bu denli yakın olup, dengelerin değişmesinin an meselesi olduğunu. Kosmos’un tüm varlıklardan bağımsız olarak geldiği karlar arasında, yine öyle bağımsız, şehri terk edişini.

Reha Erdem sinemasına, filmin tüm oyuncularına ve çalışanlarına, özellikle de Sermet Yeşil ile Türkü Turan’ın bu denli gerçek, bu denli sağlam sergiledikleri oyunlarına bolca teşekkürler.

“İnsan ne ki temiz olsun?”

Kosmos ve Şubat’tan bahsettik. Konu Sermet Yeşil olduğunda bahsetmeden geçmek istemediğim, Anadolu Üniversite’si aracılığıyla izlediğimiz, anlatımı ve performansı ile sanatçının bir kez daha parladığı prologlar…

Kapayalım, “Aşk ve Romantizm”

Video; https://www.youtube.com/channel/UCKGRPZu9PhNJ-zBv_dQ5tdQ/videos

Yazı; https://www.instagram.com/ladylazarusss/

Paylaş

Son Yazılar

POPÜLER KATEGORİLER

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here