yansımalar, yanılsamalar, gölgeler, suretler...

Ramazan Teker Röportaj;

-

 

  • Siz öğrencilerinizle bu denli bağ kurabilmeyi neye bağlıyorsunuz? Daha açık sormak gerekirse, sizi bu özveriye ve mesleğinizdeki bu idealist profile iten neydi?

İnsan ilişkilerini ayakta tutan tek şey sevgidir. Ben de öğrencilerimle olan bağımı onlara verdiğim sevgiye borçluyum. Çocuklar toprak gibidir, küçücük bir sevgi tohumunu yeşertip koyar avuçlarınıza. Sonra yalnızca öğretmen öğrenci ilişkisi kurmak çok zordur. Belki de benim sırrım bu. Öğrencilerimi ders alacak, sonunda notla ödül veya cezaya gidecek kişiler olarak görmem. Özveri kısmı ise kişiliğimle ilgili. Hiçbir zaman birileri benim yerime konuşsun diye beklemedim, yapılacak bir şey varsa ben yaparım diye düşündüm. Projelerde de, derslerimin farklı geçmesinde de sistemim her zaman bu oldu. Yaptıklarımın idealizm olup olmadığı tartışılır. Bence ben olması gerekeni yapıyorum. Öğretmenlik algısını başka bir boyuta taşımaya çalışmak çok değerli. Hele bir din kültürü öğretmeniyseniz bu daha da önemli hale geliyor.

 

  • Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Ortasu köyünde görev yaptığınız dönem 16 kişilik bir öğrenci ekibine tiyatro eğitimi vererek, “Asla Asla Deme” adlı oyununuzu Ankara’da da sergilediniz. Oyunun ana fikri kız çocuklarının eğitim almasına yönelik toplumsal mesajdı. Bu yolculukta nelerle karşılaştınız? Çocuklar ve sizin için bu nasıl bir deneyimdi ve fikir nasıl ortaya çıktı?

Şırnak’taki dört yılımda iki farklı ekibim oldu. İki farklı oyun yazdım ve bu oyunları Ankara, İstanbul ve memleketim Denizli’ye götürme şansımız oldu. Yazdığım oyunları 10-14 yaş aralığındaki ‘dünyanın bütün çiçekleri’ tiyatro ekibim sergilemiş olmasına rağmen asla çocuk tiyatrosu kafasıyla yazmadım. Ülkemizin gerçeklerinden ayrı bir ütopya yaratıp bunu kaleme dökmedim. Daha gerçekçi şeyler yazmayı istedim. Bu da izleyen herkeste karşılık buldu. Tiyatro ekiplerimde de hep kız öğrencilerim ağırlıklı oluyor. Kız çocuklarının okuması özellikle değinmek istediğim bir konuydu bu sebeple ona ağırlık verdim. Tiyatro yolculukları çok güzeldir insanı değerli hissettirir çünkü bizim her zaman söyleyecek bir sözümüz vardı. Bir şey taşıyoruz hissi bize harika anlar yaşattı. Bu yolculukların her anı değerliydi ancak sahnede öğrencilerimi izlemek, onların beş yüz kişinin önündeki özgüvenlerine şahit olmak asıl motive ve mutluluk kaynağım oldu. Fikrin ortaya çıkma süreci çok eskilere dayanıyor, öğretmen olduktan sonra bunları yapmak yazmak, yönetmek, çocuklara sanatı sevdirmek her zaman planlarım arasındaydı zaten.

 

  • Tiyatronun sizin de hayaliniz olduğu ve ailevi nedenlerden ötürü yapamadığınızı söylemişsiniz. Bu projenin temelinde kendi hayallerinizi bir yönüyle gerçekleştirebilme fikri mi yatıyordu?

Tam olarak bu olmasa da büyük oranda hayallerimi öğrencilerime yansıtmak, bu ukteyi bir nebze olsun onların eliyle gerçekleştirmek beni çok fazla tetikledi. Elbette öğrencilerimin bunu benimsemesi de çok değerliydi.

 

  • Temel olarak “kız çocuklarının okuması” konusunu ele almanızın ardındaki belirleyici sebep neydi?

Konuyu önemsiyor olmam, bu ülkenin gerçeklerini bilmem vs. Birçok sebebi var. Bugün hala bunları konuşuyorsak oyunu da sahnede olmalı diye düşündüm. Öğrencilerimin oyunlarda verdiği mesajlar ülke için çok değerli.

 

 

  • Türkan Saylan’ın bu konudaki mücadelesine hepimiz hakimiz. Sizin amacınız bu temel üzerine bir kat çıkmak diyebilir miyiz?

Doğru fikirlerin tamamına bir tuğla daha koymak boynumuzun borcu, lütuf değil.

 

  • Çevrenizden, yaşadığınız bölgeden ve çocukların ailelerinden ne gibi dönüşler aldınız? Devlet kademelerinden destek veya görüş alabildiniz mi? Bu geri dönüşler projeyi hedeflediğiniz yere taşıdı mı?

Projenin hedefi kimsenin gözüne girmek değildi önce bunu belirteyim. Çünkü amacımız çocukların kendini iyi hissetmesi, dünyayı bir cümle ile iyileştirebileceğini bilmesi bizim asıl amacımızdı. Elbette çocukların ailesinin mutluluğundan tutun devletin her kademesinden aldığımız ödüller amacımıza ulaşmanın yanında gelen güzel gelişmelerdi. Asıl amacımız anlaşılmaktı altını çizeyim.

 

  • Doğu bölgesinde öğretmen olarak görev yapmayı bize anlatır mısınız? Size mesleki açıdan ne gibi etkileri oldu? Şırnak’ta yaptığınız görevde toplumsal, kültürel farklılıklardan ne anlamda etkilendiniz?

Doğuda öğretmek olmak bütün öğretmenlerin yaşaması gereken bir his. Çünkü orada sınırlı sayıda öğretmen var ve sizin her derse girmeniz gerekebiliyor. Din kültürü öğretmeni olmama rağmen birçok derse öğretmen eksikliğinden dolayı girmek durumunda kaldım. Doğuda öğretmenlik benim için bir şanstı, çocuklarla bu kadar yakın ilişkiler kurabildiğimi görme fırsatı sundu bana doğu. Çünkü küçücük köy yerindesiniz ve eğitim okul bitince de devam ediyor, gününüzün büyük bölümünü çocuklarla geçiriyorsunuz. Birbirinizden başka kimseniz yok ve bağı daha da güçlendiriyor. Ben egeden gittim doğuya elbette kültürler farklı, toplumsal normlar bile farklı ama sevgi bağı evrensel. Bu açıdan mesleğin ilk deneyimini orada yaşamak bana ben tam emin olamasam da ‘idealist öğretmen’ sıfatını layık gördü.

 

  • Yapmış olduğunuz projeler doğu-batı arasında nerede duruyor? Bir köprü mü? Çatışma mı?

Böyle bir misyon yüklenmek istemedim hiçbir zaman. Öğretmen öğrencisine bir şeyler katmak ister. Doğu batı arasında köprü olmak benim vazifem değil çünkü doğu ve batı bana arada bir köprüye ihtiyaç duyulan yer ifade etmiyor. Projelerimde de ülkenin temel sorunlarını hedef aldım.

 

  • Edebiyatın mesleğinizdeki yansıması nasıl oldu? Öğrencilerinize hangi kitapları tavsiye ediyorsunuz ve bu tavsiyeleri yaparken sizin için belirleyici unsur nedir?

Edebiyat benim hayatımın en önemli parçalarından. Şiirle, romanla, öyküyle her zaman ifade etmeye çalıştım kendimi. Dolayısıyla bunu öğrencilerime de yansıtmamış olmam söz konusu bile olamazdı. Mesleğime de çok fazla katkısı olduğunu düşünüyorum bu nedenle. Çocukluktan beri ‘’takvim yaprağı bulsanız okuyun’’ şiarıyla büyütüldüğüm için çocuklara da bundan fazlasını söylemiyorum. Okumanın sınırı, tarzı, türü olmaz her eserden öğrenecek en az bir şey var bu nedenle öğrencilerime de yalnızca okumalarını tavsiye ediyorum. Okumama tavsiyesi olarak şiir kitabımı öneriyorum.

 

  • Yaptığınız iş bizce büyülü gerçektir bu ülkede. Bu büyülü gerçekliğe girecek insanlara tecrübelerinizden doğan tavsiyeleriniz ne olur?

Okul öğretmenin mabedidir. Öğretmen oraya girince değerli hisseder, bir şeyler başarıyorum hissine kapılır. Müfredatlar bazen yetişmez ama her zaman bir telafisi vardır. Gözlerine bakmaya cesaret edip bağ kuramadığımız öğrencilerin ise telafisi pek mümkün olmuyor. Bu yüzden her şey sevmekle başlar. Saf sevgiyi çocuklara sunduğunuzda size bunu misliyle öder.

 

  • Ayine okuyucularına hangi kitapları önerirsiniz?

Çok fazla kitap okurum ve her türden okumaya çalışırım. Özellikle belirtmek gerekirse kitap önerisi değil de yazar/şair önerisi vermek isterim. Birhan Keskin, Alper Gencer, Bukowski, Çehov ilk aklıma gelenler.

 

  • Gelecekte benzer projeler yapma fikriniz var mı? Bununla alakalı bütçe düzenlemesinde bağış, destek gibi yolları düşünecek misiniz?

Elbette var. Tiyatro oyunum hazır okullar açılınca ‘dünyanın bütün çiçekleri’ tiyatro ekibimle provaya gireceğiz. Hazırda iki adet çocuk kitabı bekliyor okullar rayına oturduğunda çıkacak. Okul bazında EDA TV kanalımızı kurduk oradan videolar yayınlamaya devam edeceğiz. Edebiyat, sanat, bilim alanında yapacaklarımızın hiç biteceğini hayal etmiyoruz her şey yolunda giderse.

Paylaş

Son Yazılar

POPÜLER KATEGORİLER

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here