yansımalar, yanılsamalar, gölgeler, suretler...

Hieronymus Bosch

-

Hieronymus Bosch.

Kaostan doğan bir ahengin yaratıcısı. Sınır tanımayan, gerçeküstü dünyaların mimarı. Tablolarındaki kaosun içine bin bir sır saklayan, figürleri bir bilmece gibi tuvallere döken, kendine has bir sanatçı.

Asıl adı Jeroen Anthoniszoon van Aken olan ressam, 1450 senesinde Kuzey Brabant, Hollanda’da dünyaya geliyor. Babası da kendisi gibi ressam olan Anthonis van Aken. Kaynaklarda ailesinin sanatın bir hayli içinde olduğu yer alıyor. Sanatın içine doğmuş, olağanüstü iç dünyasıyla da yeteneklerini geliştirmiş bir sanatçı. 15. ve 16. yüzyıl Rönesans’ın kuzeydeki temsilcilerinden. Ardında herhangi bir günlük ya da mektup bırakmadığı için, yaşamı hakkında oldukça az şey biliniyor. Bosch’un bu oldukça gizemli dünyası ve yaşamı herkes kadar beni de fazlaca içine çeken bir yönü diyebilirim.

Doğduğu ve yaşamının hatırı sayılır bir kısmın geçirdiği yer olan ‘s-Hertogenbosch kentinin adından esinlenerek, 1495’ten sonraki resimlerini Bosch adıyla imzalıyor. Sonrasında toplumda çok saygın bir yere sahip olan Meryem Ana Kardeşlik Örgütü’ne katılıyor. Bu örgüt çok muhafazakâr, dindar ve bir o kadar da nüfuzlu olan kişilerden oluşan bir tarikat. Bosch’un ailesinin büyük bir bölümünün bu tarikata üye olduğu biliniyor. Bosch, eserlerinde de dini motiflere oldukça yer veriyor ve dini uyarılar yapmaktan kaçınmıyor.


Yaşamının sonrasında zengin bir soyluyla evlenen Bosch, tam anlamıyla ekonomik bir özgürlüğe kavuşuyor. Bazı arşivlerde bu kadının Aleyt Goyaerts van de Meervenne olduğu yer almaktadır. Bilinen kesin şey ise, Bosch’un bu evlilikten sonra saygın, soylu biri olarak, önceki yaşamından çok daha üne kavuştuğu. İspanya Kralı II. Philip özellikle Bosch’un resimlerini çok seviyor. Bu yüzden İspanya’da da meşhur olan ressam, burada “El Bosco” olarak anılıyor. Yani dönemin şartlarında yaptığı resimlerle  “deli” olarak anıldığını varsayacağımız Bosch, aksine aziz ve soylulara resim yapan, saygın bir sanatçı.

Bosch, dönemin sürrealizm ihtiyacını sonuna kadar karşılayan eserlerinde dine itaat ve dinsel motifler, bunun yanında insani kaygıları, bunalımları konu alıyor. Oldukça iç karartıcı, neredeyse ürkünç denilebilecek bir imzası var. Cesur ressam, insanların günahkârlığını da eserlerinde yansıtmaktan çekinmiyor. İnsanı çirkin, kusurlu, hastalıklı alegorilerle resmediyor. Tuhaf figürler, canavarlar, şeytani varlıklar ve hicivler. Dini motifleri içine alan en önemli eserleri “Çarmıhını Taşıyan İsa” ve “Yedi Ölümcül Günah” olarak biliniyor.


“The Seven Deadly Sins and the Four Last Things” yani, “Yedi Ölümcül Günah ve Son Dört Şey”

Merkezinde İsa ve etrafına konumlandırdığı çemberde yedi ölümcül günah tasvir edilmekte. Bu yedi ölümcül günah; öfke, kibir, kıskançlık, şehvet, oburluk, tembellik ve cimrilik. Çemberin merkezindeki göz figürü, mezardan kalkan İsa’nın göz bebeğini temsil ediyor. Resimde yer alan, “Cave, cave, Dominus videt,” yani “Sakın, sakın, Tanrı seni görüyor,” yazısı ise şüphesiz resmin en can alıcı noktası. Resmin sonunda ise, herkesin yüzleşeceğine inanılan o son dört şey, ölüm, kıyamet günü, cennet ve cehennem. İnsanın en çarpıcı gerçeklerini, en gerçek üstü haliyle sunan, hayran kalınacak bir zekâ.

Bir yanda ise Hieronymus Bosch denilince bahsedilmemesi ayıp sanılan, en ünlü ve en önemli eseri, “Dünyevi Zevkler Bahçesi,” triptiği.

Bu eser sanat tarihinin en ünlü triptiklerinden biri olması yanı sıra, bize Bosch’un dünyasından ayak izleri veren, bu sırlı adamın iç dünyasına ayine görevi gören bir eser.

Eserin sol panosunda cennet, orta panosunda dünyevi zevkler bahçesi ve sağ panosunda ise cehennem sahneleri resmediliyor. Eser, genel olarak insanın içindeki şehveti ve bu şehvetlerle yön alacak bir hayat için uyarı niteliğinde. İnsanın, hayvanın ve dünyanın iç içe bir karmaşa halinde resmedildiği bu eserde üç yüzü aşkın figür bulunmakta.

Eserin sol panosunda İsa olarak resmedilen Tanrı’nın, Havva’yı Adem’e sunuşunu bir nevi tanışma niteliğinde görüyoruz. Arkalarında sonsuzluğu işaret eden bir ejderha ağacı ve Havva’nın arkasında doğurganlığı simgeleyen bir tavşan. Cennet tasviri olan bu panoda birçok düşsel hayvanla karşılaşıyoruz. Bunlardan en göze çarpanı olan tek boynuzlu beyaz at, günahla tanışmadan önceki saflığı anlatırken diğer yanda düşsel hayvan dediğimiz, Bosch’un hayal dünyasından fırlayan sürüngenler, yaratıklar içimize sızan kötülüğün temsili. Bize günahı da hatırlatmayı ihmal etmeyen bu panonun genelinde ise huzurlu, doğurganlığı hissettiren bir aura var.

Orta pano, bize tablonun özünü anlatır. Sanat tarihçileri bu panoyu “Cennetin dünya üzerindeki devamı” veya “Şehvet dolu insanların cehennem azabını bilmeden yaşadıkları keyfi yaşam,” şeklinde yorumluyor. Bu panonun genelinde çıplak resmedilen insanlar, hayvanlarla, bitkilerle konuşmakta, tabiri caizse eğlenen, oynaşan bir tavır içinde sunulmuş. Çıplak kadınları yıkanırken, aynı çıplaklıktaki erkekleri ise bazı tuhaf, tutkularını sembolize eden hayvanların üstüne binmişken görüyoruz. Bosch’un yaşadığı dönemde çember çizerek yapılan binicilik, günahkârlığın ve tutkunun sembolüne işaret eder. Bu kompozisyona dikkatlice bakıldığında çizilen hayvanların altına yüklenen anlam ve işaret ettikleri durumlar kaçınılmaz ortada.

Mesela bu hayvanlar arasına bir Grifon yer alıyor. Bu kompozisyonda insanın tuttuğu dala tünemiş bir kuş görülüyor. Bu kuşun kırmızı rengi, yaradılış ve yaradılış süresini sembolize ederken, kurbağa apaçık kötülüğün bir ifadesi. Ortada yer alan cam küre ise bir Flemenk atasözüne göndermede bulunuyor.

“Mutluluk, hemen kırılan bir cama benzer.”

Bosch, burada dini uyarılarından birini daha vurguluyor esasen. Panoda, cehennem azabından habersiz, şehvet dolu, mutluluk dolu bir yaşama sahip olarak resmedilen figürlere, camın kırılacağını fısıldıyor. Tüm bu figürlerin büyük çoğunluğu hazlarının peşinde koşuyor, hayvanlar ve doğayla iç içe bir sahnede yer alıyor ve bize yozlaşan, zevklerine düşkün günahkârları gösteriyor. Bu insan figürlerinin içinde siyahi insanların resmedildiğine de değinmeden geçmeyelim, no to racism efendim.

Gelelim, sağ panele, yani Cehennem’in Bosch tarafından görülen, gösterilen tasvirine. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Bosch, Cehennem, yaratık, şeytan tasvirlerinde oldukça hayal gücü yüksek bir sanatçı olarak nam salmıştı. Eserlerindeki bu figürlerden korku ve rahatsızlık duyacak ölçüde etkilenen insan sayısı oldukça fazlaydı ve öyle ki, insana sanki cennet ve cehennemi gördüğü, bu âlemi bildiği hissini veriyor.

Bu panoda açıkça, günaha batmış, şehvetlerinin peşinde koşan figürlerin cezalandırılışına tanık oluyoruz. Her yer karanlık, ürkütücü yaratıklar, kocaman alevler… Bu karanlıklar ve alevler, Bosch’un yaşadığı kentte çıkan, küçük yaşta tanık olduğu büyük yangından birer kesit. Belki de Bosch’un bize verdiği his, burada kısmen doğrulanıyor diyebiliriz. Cehennemi andıran keşmekeşe ve yıkıma küçücük yaşında şahit olmuş bir ressam.

Orta panoda çıplaklıkları ortada olan figürlerin, bu panoda cinsel organlarını kapatmalarını dikkat çeken bir kısım. Buradaki insan figürleri cezalandırılan, utanan, pişmanlık içerisinde gözüküyor. Bosch’un hayal gücünün zirveye ulaştığı bu panoda, tuhaf çalgılar ve şarkı söyleyen iblislerle karşılaşıyoruz. Müzik aletleri burada birer işkence aleti, aynı zamanda aşkı ve şehveti de sembolize ediyor. Öte yandan bu panoya damga vurduğunu düşündüğüm, inanılmaz bir kompozisyona bakacak olursak, kaba etine notalar işlenmiş bir günahkâr! Zebanilerin ise bu notalara bakarak hep bir ağızdan şarkı söylemesi. Yerde iskambil, tavla vb. oyunların sembolleri görülüyor ve anlıyoruz ki, kumar günahtır abiler.

Bu cehennemin bir prensi de mevcut. Kuşu anımsatan bu gerçek üstü yaratığı kafasında kazandan yapılma bir taçla, tahtında oturup insan yerken görüyoruz. Günahkârları yiyen bu yaratık, onları tahtın altındaki bir deliğe mavi küreler içinde dışkılamakta.

“The Temptation of St. Anthony,” yani, “Aziz Antoniosun’un Baştan Çıkarılışı,” triptiğinden defalarca beni duraksatan bu figürlerle kapamak istiyorum yazıyı. Flying fish with two people.

Hieronymus Bosch, Meryem Ana Kardeşlik Örgütü kayıtlarına göre 9 Ağustos 1516’da hayatın kaybediyor ve düzenlenen ayinin ardından Saint John Kilisesi’nde toprağa veriliyor. Geride ise onun muazzam hayal gücüne hayran kalacağımız, uzun metrajlı bir film gibi saatlerce izleyebileceğimiz bu tablolar kalıyor.

Bosch’un adını taşıyan birçok resim, Avrupa ve Amerika’daki müzelerde ve özel koleksiyonlarda bulunabilir. Bunların çoğu onun orijinal eserlerinin kopyaları ya da taklitleri olmakla beraber 30’un üzerinde resim ve bir miktar çizim çok büyük bir ihtimalle ona ait.

Bosch’un sanatının karmaşasından yorulan, bunalanları da pek tabi anlamak mümkün. Ben, bu çılgın ressamın dünyasına korku ve dehşetle bakan, baktıkça gördüklerine de hayran olan o taraftayım.

Bir Hieronymus Bosch varmış.

Paylaş

Son Yazılar

POPÜLER KATEGORİLER

Sonraki İçerikAmedeo Modigliani

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here