yansımalar, yanılsamalar, gölgeler, suretler...

Amedeo Modigliani

-

Amedeo Clemente Modigliani.
Pablo’nun, ‘’O bir Tanrı,’’
Annesinin, “Bu çocuğun karakteri hala o kadar şekilsiz ki ne düşüneceğimi bilemiyorum. Bazen şımarık bir çocuk gibi davranıyor ancak zeka konusunda hiçbir eksiği yok. Beklemeli ve kozanın içinden nasıl bir kelebek çıkacağını görelim. Kim bilir belki de içinden bir sanatçı çıkar,’’ dediği. Belki de hissettiği ve 12 temmuz 1884 İtalya, Livorno’ da uyanan kısa, tatminkar ve dolu bir yaşam süren Amedeo Clemente Modigliani.

Yahudi kökenli, dört kardeşle maddi sıkıntıların içine doğmuş ve yaşamı boyunca bu sıkıntıları çekmesine ek olarak hastalıkla uğraşmış ressam ve heykeltraş olan Modigliani. Lise öğrenimine başladıktan hemen sonra geçirdiği tifo hastalığı yüzünden yarıda bırakıp sanata yöneldi. 1901 de tekrar geçirdiği verem yüzünden annesi tarafından Napoli’ye götürüldü. Sanat adına ilk hocası olan Guglielmo Micheli, Modigliani’ ye akademik eğitim alması gerektiğini söyleyince Floransa Güzel Sanatlar Okulu’na başladı ve bir süre sonra Güzel Sanatlar Akademisine kaydoldu. Venedik’te uyuşturucuyla tanışıp bu tanışıklığı hayatının sonuna dek sürdürdü.

1906’da Paris’te Le Bateau-Lavoir’a, meteliksizlerin yaşadığı yere yerleşti. Komşusu, dostu ve düşmanı olan Pablo Picasso ile burada tanıştı. Paris’in bohem havasına alışırken alkol ve uyuşturucu bağımlılığı yüzünden Livorno’ya geri döndü. İyileşir iyileşmez beş parasız tekrar Paris’e geldi ve Montparnasse’de stüdyo açtı. Bu süreçte Constantin Broncusi ile tanışıp heykeltraşlığa başladı, resmi bırakıp heykeltraşlığa soyundu. 1912’de ilk sergisi olan Salon d’ Automne’de sergilediği yapıtları ilgi görse de heykel çalışmalarını bırakıp resme geri döndü.

Dışavurumcu olan, ayrıca kübizm ve art deco arasında bir köprü kuran, ‘’mahallenin delisi,’’ ve ‘‘’hüznün ressamı,” olarak kendi kendini yok etme yoluna giren Modigliani. 1917’ de Academie Colarossi’de çizimler yaparken öğrencisi ve modeli olan Jeanne Hebuterne ile tanıştı. Tablonun bitmesine rağmen Jeanne ile ilişkisi devam etti ve beraber yaşamaya başladılar. Koyu katolik olan ailesi Jeanne’nin, Yahudi olan Modigliani ile ilişkisine karşı çıkmasına rağmen Modigliani ve Jeanne ilişkisi devam etti.


Portrait of JeanneHebutenewith theBig Hat,1918

Modigliani ve Jeanne aşkı Paris’te sanat çevresini de etkiledi. Belki de Paris’in aşk büyüsü buralardan süregelmektedir. Engellere rağmen beraber yaşamaya başlayan ikilinin evlilik dışı, annesiyle aynı ismi taşıyan kızları doğdu. Modigliani bu süreçte sanatının zirvesine ulaşıyor ve sürekli resim yapıyordu. Çocukları henüz altı aylıkken bakıcılarına bırakıp Paris’e geri döndüler. Modigliani ve Jeanne aşkına hazır olmayan Paris ‘’mahallenin delisi’’nden kurtulamıyordu. Kendi kendini yok etme yoluna girdiği
söylenir fakat birçok insanca ve bizce de tüm bunların varolma belirtisi.

Sürekli duygu değişimleri yaşayan Modigliani bu yolculukta birçok kaçamak, aldatma ve çapkınlığın da başrolündeydi. Bu kaçamaklardan biri ne kadar rivayet ölçütünde olsa da Picasso’nun Adriana’sı olarak bilinir. Tabi bu durum olayın biraz daha magazinsel kısmı fakat Modigliani ilişkilerinde de hayatı gibi bahtsız, çalkantılı, zor durumlar yaşamıştır. Bunlardan biri olan Ukrayna’lı şair Anna Akhmatova’yla da yine yasak ilişki diyebileceğimiz bir birlikteliği olmuştur. İlişkinin sonunda Modigliani’yi bırakıp tekrar kocasına dönse de, Modgliani hakkında ‘’Onu benim için özel kılan en önemli şey, insanların düşüncelerini duyabiliyor. Sanatın kıvılcımı bizi bir araya getirdi fakat geleceğin karanlık gölgesinde daima üzerimizde hissediyorduk. İşte Modi o karanlıklarda çakan bir ışık gibiydi. Tanıdığım kimseye benzemiyordu. Bambaşkaydı,’’ gibi duygusal sözlerle bahseder. Ne yazık ki sonuç olarak kocasına geri kaçtı.

Sanat hayatına geri dönecek olursak eserlerinde imzası olmasa bile Modi’ nin olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Genellikle uzun yüzlü, uzun boyunlu ve göz çizmeyen bir ilah. İlk sergisini 32 eseriyle açmış olsa da sergi tanıtımında gelen şikayetler üzerine Paris polisi tarafından çıplaklık sebebiyle kapatılmıştır.

Pablo, Modi’ye “Benden neden bu kadar nefret ediyorsun?” diye sorar. Modi daha önceki, ‘’Samimi olaraka söylüyorum hayatım umrumda bile değil,’’ söylemini güçlendirerek Pablo’ya, ‘’Seni seviyorum Pablo. Kendimden nefret ediyorum,’’ diye cevap verir ve Pablo’ nun Tanrı söylemini kucaklar. Pablo ve Modi diyaloğunun başta arkadaşlık daha sonra düşmanlık boyutuna dönüşmesinin sebepleri ise Pablo’nun burjuva yakınlığı, parası, gücü, kibri ve hesapçılığıdır. Fakat birbirlerine saygı duyarlar. Pablo onu öğretmeni Renoir’le tanıştırır, Modi Pablo’ya tablo hediye eder. Pablo bir gece evde tuval kalmadığı için Modi’nin eserini kazır ve başka bir eser resmeder.

Tüm bu sansasyon, çalkantıya rağmen Modi’nin ulaşmak istediği tek şey bilinçaltıdır. “Beni sadece insan ilgilendiriyor çünkü insan yüzü doğadaki en ulvi şeydir,’’ der.


Renoir’den Notlar;
“Bir keresinde onu dans ederken gördüm. Balzac heykelinin önünde. Yüzü çok güzeldi, dansı harikaydı. Kuğunun ölmeden önceki son şarkısı gibi gülümsedi. Bir zamanlar olduğu her şeydi. O anı çaldım ve zihnime kilitledim orada durup beni rahatlatması için.’’

Bir avuç pirinç için eskizlerini satması, Jeanne’nin, Modi’nin sergi açabilmesi için Picasso’ya yalvarması, bir cebinde sürekli Nietzsche taşıması, siyasi sert eleştirilerde bulunması, resim çizebilmek için beş aylık kızını geride bırakıp Paris’e dönmesi, popülariteyi ve zenginliği reddi.

Kendi kendine varetme yolunda kalıcı, kanlı lekeler bırakan Jeanne’ye göre bir melek, Pablo’ya göre Tanrı, Renoir’e göre ölmeden önceki kuğu, aynı sokağı paylaşanlara göre mahallenin delisi, Jeanne’nin ailesine göre bir yahudi, Kendi ailesine göre hastalıklı bir başbelası, uyuşturucu bağımlısı, hergele ve daha niceleri.. Modi her şeydir.

1920’ de evinde yatarken gelen öksürükleri ve iniltileri duyan komşusu Manuel Ortiz de Zarate’nin çağırdığı doktorun koyduğu teşhislere göre tüberküloz ve menejit yüzünden hayatını kaybetmiştir. Sevgilisinin ölümünden iki gün sonra Jeanne’de intihar etmiştir. Kendi ölümünden önce Pablo’ya; ‘’Ne hissediyorum biliyor musun Pablo? Hiçbir şey hissetmiyorum. Karnımda bir çocuk var Başka bir kalp atışı.. Bir başka arzulayan ruh ve ben bomboşum, bir bardak gibi. Eve gideceksin Pablo. Dopdolu ve zengin bir yaşam süreceksin. Fakat Tanrı’ya yemin ediyorum zamanı geldiğinde ve ölüm döşeğine yattığında Modi ismi dudaklarından düşmeyecek. Bu geceden sonra resim yapamayacaksın, bu, ona ait,” dediği bilnir. Jeanne, intihar ettiğinde hamileydi.

Modigliani çizdiği portlerde hayatını adadığı Jeanne hariç genel olarak gözleri çizmemiştir. ‘’Ruhunu gördüğümde gözlerini çizeceğim,’’ der. Dönemin en görkemli ressamlarının bulunduğu (Utrillo, Diego, Picasso) yarışmaya Modigliani’nin katılıp katılmayacağı merak ediliyordu. Picasso’ya okuduğu meydanla yarışmaya dahil oldu. Picasso Modigliani’yi resmetti. Modigliani Jeanne’yi resmetti ve gözlerini çizdi. ‘’Ruhu gözlerindedir.’’ Herkes yarışma sonucu için salondaydı. Modi salonda yoktu. Modi’nin ölüm günü.

Modi’nin olağanüstü ve küçük bir hayatı vardı. Belki de Pablo, Jeanne, Renoir ve daha birçok kişi Modi sayesinde varoldu. İronidir, yaptığı Nu couché adlı tablosu 170 milyon dolara satılmıştır. Satılan en değerli 8. tablo özelliğini taşır ironidir ki yaşadığı dönemde ise eskizlerinin bedeli büyükçe bir avuç pirinçti.


Nu couché, 1917–18.

‘’İnsan bir gözüyle dünyayı diğer gözüyle kendini izler.’’
Ayine kırıklarından Modi yansımaları.

Modi’yi Yansıtanlar;

Modigliani (film):
Mick Davis’in yazıp yönettiği Andy Garcia’nın Modigliani karakterini canlandırdığı 2004 yapımı film. Biyografik dram film kategorisine dahil olan Modi’nin beş kuruşsuz Paris’te tutunmaya çalıştığı sanat hayatını, yaşadığı aşkı ve hastalığını anlatmaktadır. Çekişmeleriyle birbirlerini vareden Picasso ile aralarında olanları da anlatmaktadır. Şiddetle tavsiye edebileceğim bir filmdir.


Modigliani (film), 2004. Mick Davis

Amadeo Modigliani’nin Olağanüstü Kısa Ama Garip Hikayesi (kitap):
Velibor Çoliç’in yazdığı kitabı ‘’ Amadeo Modigliani… Açlık ve yoksullukla örülü yaşam koşullarında otuz dört yıl yaşadı… Birçok tablosunu kan tükürerek yaptı… Sanatının değeri hiç anlaşılmadı… Yapıtlarının çoğu çevresindeki insanların elinde kayboldu… Uyuşturucular fiziksel ve ruhsal acılarını dindirmeye yetmedi… Ölümünden sonra ressam olan karısı da arkasında iki yaşındaki kızları Jeanne’ı bırakarak intihar etti. Velibor Çolic, Modigliani’nin yaşamını tıpkı bir ressam gibi, değişik tarzda, bir “mozaik roman” olarak yazdı. Camus, Borges, Sartre, Ponente, Basler, Georges, Vlaminck, Arnason, Kafka’dan yaptığı alıntılarla biçimlenen roman, Modigliani kadar farklı.’’ Sözleriyle tanıtılıp, satışa sunuldu. Kitabı Orijinal dilinden Türkçe’ye Feridun Aksun tarafından çevrilmiştir. YKY yayınlarının ilk baskısını 2000’ de yaptığı eser sanat ilgililerinin okuması gerekiyor.

Modigliani Işığın Ve Hüznün Ressamı (tiyatro):
Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelenen oyun Dennis Mcentrye tarafından yazılmış, türkçeye Yıldırım Türker tarafından çevrilen ve Barış Eren yönetmenliğini üstlenmiştir. Modi’nin üç gününü anlatmıştır. Afişte, “Işığın ve hüznün ressamı,’’ yazıyor. Oyun boyunca içen ve kan kusan bir Modi var. Uzun cümleler ve şiirsel anlatımlar bazı insanları sıksa da ben izlerken çok zevk aldım. Büyük sefalet halinde devam eden hayatını da bu şekilde sahneye yansıtan oyunda son sahnede çizmeye devam eden Modi umudun en güzel örneği oldu. 2006-2007’ de oynanan oyunun avuç içi kızartan alkışların acısı hala diri.

Yansımalar, yansıtmalar, yanılsamalar, yanılmalar, yansıyanlar ve unutulanlar, daima..

Paylaş

Son Yazılar

POPÜLER KATEGORİLER

Önceki İçerikHieronymus Bosch
Sonraki İçerikYakışan Yakarış

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here